Yayınlar

Resim
İşte Dedektif Dergi' de yayınlanan ilk hikayem. Aşağıdaki bağlantıdan hemen okuyabilirsiniz. https://dedektifdergi.com/polisiye-hikaye-beylik-silahi/
Resim
Merhaba; Ben Esra, sayfama hoş geldiniz. Çok vefasız olduğumu hissettim bugün. Şu uğursuz Corona günlerinde bloğumla hiç ilgilenmediğimi görüp kendimden utandım. Hepinizden af diliyorum. Oysa son bir yıl içinde neler oldu neler. Ne hikayeler yazdım ve nerelerde yayınlandı. O kadar meşguldüm ki hikaye yazmakla ve dedektifçilik oynamakla ilk göz ağrımı ihmal ettim. Sende affet beni güzel bloğum. Fakat artık bitti. Bundan böyle önce şu son bir yıl içinde yazdıklarımdan başlayarak yine güzel hikayeler, anılar ve fotoğraflarla birlikte sizlerle olacağım.
Resim
İnsan yalnızca sevdiği zaman kötülük etmez                                                Alman Atasözü      Kolay kolay ağlamam ben hatta hiç ağlamam ancak bugün anlayamadığım bir şekilde ağlamak geliyor içimden. Annem için ağlıyorum desem öleli beş yıl oldu. O zaman bile ağlamadım ki şimdi neden ağlayayım. Babam yeniden evleniyor diye desem “ bana ne?” evlenirse evlensin. Aynı evde hatta aynı şehirde bile yaşamıyoruz onlar İzmir’ de ben İstanbul’dayım. İşten istifa ettiğim için mi diye düşündüm ama zaten hiç sevmemiştim ki bu işi. Gözümden yaşlar akarken dudaklarıma bir tebessüm oturdu. Sanem karısının gözleri geldi aklıma ve o gözlerdeki korku. Büyüklüğümü görüp bana duyduğu saygı. “ Sen haklısın Yıldız, her zaman sen haklıydın ben yanlış yaptım seni tanıyamamışım” derken duyduğu pişmanlık. O anı yaşamak nasıl da güzeldi. “Ben gidiyorum alın işinizi sokun bir yerinize” deyip kapıyı çarpıp çıktığımda Recep beyin yüzündeki ifadede kelimelerle anlatılamayacak kadar mu
Resim
Dalgalar          Çarşamba       Prof. Dr. Ayşin Weight kapıdan hızla çıktı, koşar adımlarla bahçeyi geçti arabasına bindi ve hemen çalıştırdı.      “Of, çok geç kaldım misafirler çok geç gittiler yatamadım ki akşam,  sabah da uyanamadım haliyle inşallah trafik yoktur”  diye söylenerek gaza bastı. Hızlı ama yine de dikkatli kullanıyordu arabasını.      Kırk yedi yaşında, esmer, orta boylu,  şık giyimli kadın Bilkent Üniversitesinde Fizik Profesörüydü.  Diyarbakır’ lıydı ama Diyarbakır’ı hiç görmemişti. Babası daha o doğmadan seneler önce Ankara’ya yerleşmiş,  Ayşin ve kardeşi Ali burada doğmuşlardı.  Kürt ve alevi asıllı bir aileydi onlar.  Büyük şehir belediyesinde memur olan babası çocuklarını bütün imkanlarını seferber ederek okutuyordu.  Mutluydular,  ancak bu mutlulukları uzun sürmedi.  Ne yazık ki annesi, babası ve kardeşi hayatlarını sarhoş bir sürücünün sebep olduğu kazada kaybettiler.  O sırada üniversite öğrencisi olan Ayşin tesadüf eseri yoktu arabada.  Bu
Resim
HASTANE       Geç kalmıştı, adımlarını sıklaştırdı hastanenin ana girişinden geçerken kendisine selam veren güvenliğe  “ yine ağzı dolu Necati’nin” diye gülerek eliyle cevap verdi,  diğer eliyle çantasından telefonunu çıkarıp saate baktı mesai başlamıştı.  Koşar adım (A) bloğun merdivenlerine yöneldi kapıdan geçip üzerinde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon yazan çift kanatlı kapıyı itip koridoru koşarak geçti, tedavi odasının kapısını gürültüyle açıp içeri daldı. Uzun bir odaya girmişti, sağ tarafta girişleri pembe bir perde ile örtülü yan taraflarında numaralar yazılı kabinleri geçip odanın diğer ucundaki soyunma bölümüne gitti. Onu görüp arkasından gelen arkadaşı;       “Nerede kaldın Kevser? Seni sordu Banu hoca, vallahi bir de hasta öksürüp duruyor tersliği üstünde, hadi çabuk ol” dedi.       “Dolmuş gelmedi ben ne yapayım. O da beş dakikayı sorun ediyor vallahi bıktım.” Beyaz önlüğünü aceleyle sırtına geçirirken,  dışarıdan  “ ben Kevser hanımın hastasıyım” diyen ad